Afetle Yaşamayı Öğreniyoruz

Posted by: Sedat Bostan 2 ay, 3 hafta ago

Kâinat ve dünya belli bir düzen ve işleyiş içerisinde yaratılmıştır. Bu işleyişin normal döngüsü içerisinde bizlerin farkında olmadığı birçok doğal aktivite gerçekleşir. Sanıldığının aksine kıtalar sürekli hareket eder. Dünyanın dönüş hızı farklılaşır. Evren genişler, yeni yıldızlar doğar, yaşlı yıldızlar karadelikler tarafından yutulur. Güneş belki yüzlerce yıl sürecek olsa da soğur, yerin merkezi kaynar, evren ve zaman çok faklı boyutlarıyla elipsler çizer. Dünya ve kâinat daha bilmediğimiz milyonlarca sırrıyla yolculuğuna devam eder. Bu bir varoluş ve yok oluş (levh-i mavh-isbat) serüvenidir.

İnsanlar, bu nizam ve intizam harmonisini; kendi benlikleri, hırsları, çıkarları için akılsızca, kendi elleriyle işledikleri günahları sebebiyle, karada ve denizde umumi yıkıma, acıya, ıstıraba ve eleme dönüştürür. Bunun adı afettir. Ne yazık ki insanlar, ağaçları ve canlı türlerini yok ederek, karbon salınımını artırarak, haksızlık, israf, özensizlik, ahlaksızlık, hırsızlıklar yaparak afetlerini hazırlar.

Yaşadığımız coğrafya üç kıtanın ortasında olduğu için kıtasal hareketlerden fazlaca etkilenmekte ve bizi deprem ülkesi yapmaktadır. Deprem doğu bölgelerimizden başlayarak üst koldan Marmara’ya ve Ege’ye ulaşan, alt koldan Akdeniz’e inen bir ağ gibi ülkemizi sarar. Diğer bölgelerin de kendine özgü farklı afet türleri vardır. Mesela, Doğu Karadeniz’in, sel ve heyelan gibi… Anadolu dünyanın merkezi, burada yaşamanın ayrı bir faturası var.

Ülkemiz, İstanbul, Erzincan, Erbaa, Van depremleri gibi büyük afetlerle karşılaşmıştır. Yakın tarih açısından, bizim için en yıkıcı ve öğretici olan 1999 Kocaeli depremiydi. Bu deprem, önümüzdeki yüzyılda afetlerle ciddi imtihan olacağımıza da işaret ediyordu. Bu depremde, öldürenin deprem değil, binalar olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Fark eder gibi olduk ki; afetlerle yaşamak ilahi nizama uymak, varlıklara ve insana saygı duymak ve toplumsal bilince sahip olmakla mümkün olacaktır.

2000 yılı sonrası, inşaat ve yapı alanıyla ilgili yasalarda ve mevzuatta önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikleri uygulayacak olan insanlar ve onları kontrol edecek olan kamu düzeni... Çok şey yapıldı, fakat yapılması gereken halen çok şey var. Menfaat ve benim adamım hastalığı günah biriktirmeye devam ediyor. İmar planları bir oyana bir bu yana dönüyor. Allah’ın yeryüzü herkese yetecek genişlikteyken, binalarda kat sayısı yarışı devam ediyor.

Bu dönem sonrasında olumlu bir gelişme de Ülkemizde acil durum ve afet yönetimi ile ilgili eğitimin başlamasıdır. İlk olarak lise düzeyinde Acil Tıp Teknisyenliği, ön lisans düzeyinde Paramedik ve lisans düzeyinde Acil Yardım ve Afet Yönetimi eğitimlerine başlandı. Türkiye ve Avrupa’da ilk Afet Yönetimi Bölümünü bir afetzede olan diş hekimi Dt. Ufuk Hürşat Uşan 2005 yılında Çanakkale Üniversitesinde önemli uğraşlar sonucunda faaliyete geçirdi. İkinci olarak Afet Yönetimi Bölümü Gümüşhane Üniversitesinde Halk Sağlıkçı akademisyenler Dr. Turgut Şahinöz ve Prof. Dr. Saime Şahinöz’lerin öncülüğünde lisans, yüksek lisans ve doktora programları olarak aktive edildi.  Böylece afet yöneticileri ve araştırmacılar sahada görev çalışmaya başladı. Fakat halen afet yönetimcilerin ilgili kurumlarda istihdam ve kadro sorunları devam ediyor. 

Halkımız 1999 Kocaeli depremiyle afet bilincine olan ihtiyacı fark etti. Karar yapıcılar yasalar ve mevzuatta değişiklikler yaptı. AFAD ve UMKE kuruldu ve eğitim kurumları açıldı. Afet yöneticileri Van, Düzce ve Çanakkale depremleriyle afet lojistiği ve afete müdahale deneyimlerini geliştirdi. Elazığ depreminde eğitimli personel ve deneyimlerin farkını müdahale ekiplerinde gördük. Fakat risk devam ediyor, çünkü zarar azaltma ve afete hazırlık aşamaları için yapılacak daha çok iş var.  

Bize Allah zulmetmez,  yeter ki biz kendimize yazık etmeyelim.