Sayfalar

Kontrolsüz Büyüme: Kanser

               Büyüme genelde pozitif bir kavram olarak algılanmakla beraber, kontrolsüz büyüme ve çoğalma her zaman sorun olmuştur. Vücut hücrelerinin kontrolsüz çoğalması veya büyümesi sonucu, etrafındaki doku ve organlara sirayet etmesi ve rahatsızlık oluşturması tıp dilinde, ur, neoplazma veya kanser diye adlandırılmaktadır. Urların yayılma özelliği olmayanlar iyi huylu, başka organ ve dokulara yayılma özelliği olanlar ise kötü huyludur. Genelde kötü huylular tehlikeli görülürler, beyin urlarında iyi huylular da tehlikeli olurlar.

daha fazlasını oku

Aşırı Kilo: Obezite

Çağımızın en önemli sağlık risk faktörünün obezite olduğu otoriteler tarafından ifade edilmektedir. Obezite “aşırı kilolu olma” Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanır. İnsanlar zayıf, normal, kilolu ve obez olarak sınıflandırılmaktadır. Normalde insan vücudunun önemli bir kısmı yağ dokudan oluşmaktadır. Erkeklerde bu oran %15-18, kadınlarda %20-25 civarında olduğunda normal sayılmakta, erkeklerde %25’i, kadınlarda %30’u geçtiğinde obezite başlamaktadır. Bir başka obeziteyi belirlemenin yolu; kilonun, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilen beden kitle indeksinin 30’un üzerinde olmasıdır.

daha fazlasını oku

"3rd International Health Sciences and Management Conference" Gerçekleştirildi

3rd International Health Sciences and Management Conference Sonuç Bildirgesi

daha fazlasını oku

Check-up

Erken teşhis hayat kurtarır. Hastalık etkenleri vücudumuza girdiğinde hemen rahatsızlık oluşturmaz. Bir süre hastalık oluşturabilecek düzeye çıkmak için kuluçka evresi geçirir. Erken teşhis, hastalık etkenini vücutta bulunduğu bu süre içerisinde veya hastalığın hemen başlangıcında tespit etmektir. Çoğu zaman bir başka şikayet için doktora gidildiğinde muayene veya yapılan testler esnasında fark edilip hastalığa erken teşhis konulabilmektedir.

daha fazlasını oku

Sağlıkta Şiddet

Nerdeyse her gün hastanelerde yaşanan şiddet olayları medyaya yansıyor. Medyaya yansıyanların dışında da sağlık kurumlarında yaşanan çok sayıda şiddet olayı söz konusu… Onlar sadece buzdağının görünen kısmı… Konu üzerine yapılan birçok bilimsel ve idari araştırma söz konusu… Bu araştırmalarda hangi kurumlarda, birimlerde, sağlık çalışanına ne sıklıkta, ne tür şiddet uygulaması söz konusu olmuş ve ne tür kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olduğu tespite çalışıyor. Şiddet, sosyolojik bir vakıa ve kökleri toplumsal hayatın derinliklerinde karmaşık bir olgudur. Dolayısıyla olaya bütüncül bakılması, şiddetin toplumsal temellerinin analiz edilmesi gerekir. Her gün evinde, mahallesinde, bölgesinde şiddet yaşayan, söylemleri şiddet olan ve haberlerinin çoğunluğu şiddet içeren bir toplumun, hastanelerinde şiddetin yaşanması ne yazık ki kaçınılmazdır. Çünkü hastaneler yoğunlaştırılmış şehir hayatı yaşanan kurumlardır. Üstelik şehrin en sorunlu insanlarının dar alan içerisinde sorunlarını aşmaya çalıştığı kurumlar... Beş yüz yataklı bir hastanenin gün içi nüfusu 5-10 bin olabiliyor. Hâlbuki 5-10 bin nüfusluk bir yere ilçe denebiliyor, kaymakam, polis, hatta jandarma gibi örgütsel yapılarla yönetimi ve güvenliği sağlanıyor.Yinede sağlıkta şiddetin nedenleri analiz edilirse; sağlık sistemi, sağlık çalışanları, hasta ve yakınlarına bağlı nedenlerden bahsedilir. Şiddet en çok devlet hastanelerinde, acil servislerde, polikliniklerde yaşanıyor. Bu üç birimin ilk göze çarpan ortak özelliği yoğunluk… Demek ki şiddetin bir nedeni hasta yoğunluğu… Hasta yoğunluğunu azaltmak için sağlık hizmeti arzını artıra biliriz, acil servis sayısı veya kapasitesini, muayene odası sayısı ve hasta yatağı arzını artıra biliriz. Tabi bu şehir hastanelerini hizmete açarken, diğer hastanelerin de devam etmesiyle olur. Randevu sistemini etkin kullanmak, yoğunluğu azaltmanın bir başka yoludur. Hasta ve yakını muayene olacağı vakit hastaneye gelir, sonuç göstereceği saatte hastaneye gelir, dolayısıyla hastanede yoğunluk azalır, hasta hizmetleri bir düzene girer. Hastaneye gelen hasta sayısını azaltmak bir üçüncü yoldur. Bu yol aile hekimi sevkiyle hastaneye gitme uygulamasıyla sağlanabilir. Fakat öncelikle aile hekimliği sistemini güçlendirmek gerekir.Acil servislerin ortak sistemsel sorunlarından biride uzun çalışma süreleri… Birçok acil serviste ve hafta sonu hastane kliniklerinde nöbet usulü 24 saat, 16 saat veya 12 saat çalışılmaktadır. Uzun çalışma süreleri personelde tükenmişliği getirmektedir. Tam aksine acillerde çalışma süreleri sekiz saatle sınırlandırılmalı, hatta esnek çalışma uygulamalarıyla yoğunluk artığı dönemlerde dört saat, iki saat gibi çalışma süreleriyle çalışma şekilleri değiştirilmelidir.Belki kelebek etkisi doğuracak bir öneride, sağlık çalışanlarının hasta ve yakınlarıyla iletişim kurarken “formal nezaket” prensibine uymalarıdır. “Size nasıl yardımcı olabilirim”, “sizin talebinizi karşılayacak düzeyde yetkiye sahip değilim”, “sizi bir üst yöneticiye yönlendireceğim” gibi sizli bizli ve sisteme atıf yapan iletişim biçiminin kullanılması çoğu zaman fitili ateşlemeyi engeller. Fitil ateşlenmemişse, bomba patlamaz… Profesyonel çalışan ve yönetici sakinleştirici iletişim yöntemlerini kullanabilmek zorundadır.Sağlıkta şiddet hem sağlık çalışanları, hem de hasta ve yakınları acısından önemli bir sorundur. Bir takım yasal düzenlemelerde yapılmıştır. Sorunun etkisi, şiddetin toplumsal kökenlerine inmek ve sağlık sistemindeki sistemsel nedenleri ortadan kaldırmakla azaltılabilinir. Onun için çok boyutlu yaklaşıma ve komisyon çalışmalarına ihtiyaç vardır. Biz sadece sistemsel bir-iki noktaya dikkat çektik. Belki tek çözüm, şiddeti değil de, şefkati konuşmak, kuşanmak ve yaygınlaştırmaktır.

daha fazlasını oku